Kıştan sonra ve yazdan önceki dört ılıman mevsim adıdır ilkyaz,

1935’larda bir türkü vardır, “Nisan, mayıs ayları/Gevşer gönül yayları/Çayır çimen bekliyor/Bayanları bayları”

Bugün 22/Mart/2025 evden çıktım, yürüyorum. Baharın ikinci günü ve Cumartesi. Akşehir’de hava çok güzel, Akşehir’de ilkyazın ilk günleri. Hava güneşli, tek bir bulut yok. Yürüyorum. Hem yürüyorum hem de gidiyorum geçmişin güzelliklerine. Bakar mısınız gençlere. El ele yürüyorlar. Sanırım bu el ele yürüyen gençler yeni nişanlılar. Şu orta okul çocukları okulun bahçesinde basketbol oynuyorlar. Elektrikli bisiklete binen gençleri görüyorum. Yeni yeni motosikletler de piyasaya çıkmış, yollarda gençler.

O da ne okulun bahçesinde iki çocuk sigara içmekte? Yol üzerinde yine iki sevgili. Birinin eli diğerinin omuzunda. Yürüyorlar önüm sıra. İlkyazda sevgi başka, aşk başka, sevda başka. Ne güzeldi o türkü: “Nisan, mayıs ayları/Gevşer gönül yayları/Çayır çimen bekliyor/Bayanları bayları”

İlkyazın ikinci günü bugün. Hava güzel, güneşli fakat güneşte aldatmasın, yine de hafif bir soğukluk var. İlkyazda cemreler deriz. “Toprağa düştü” deriz, “havaya düştü.” Artık cemreler havaların ısınma zamanıdır.

İlkyazda ağaçlar ve insanın ruh hali neredeyse coşar. İlkyaza giren insan bünyesi de kedisini baharın güzelliğine, coşkusuna bırakır.

Yürüyorum. Ayaklarım beni ilk yazın güzelliğine götürüyor. Aslında her yürüyüş insanı alıp götürür gençliğine, Bazen insanın üzerine bir sıkıntı çöker, bir huzursuzluk. Kaçmak ister günden, dünden, öte günden. Öyle böyle değil bir direnmek ister, insana, hayata. Bu insanın ilkyazına gitmesidir.  Düştür, hayaldir, umuttur, fakat bugünden geçmişi aramaya bir ara vermedir; hayata mola vermektir.

Yürüyorum ilkyazın ilk günlerinde. Tanıdım bu okulu: Cumhuriyet İlkokulu. Tanıdım bu yokuşu: Faytoncu Sabri Sokağı. Tanıdım bu yokuşu: İşte bu ev Tayyibe ablaların oturduğu ev yanında Tuzcuların evi biraz ötede Lütfi Ağabeylerin evi Yağlı Dede Türbesi. Akşehir’e ne çok kar yağardı ne çok soğuk olur ne çok yağmur yağardı. Ellerim cebimde, ceketimin yakalarını kaldırır yürürdüm.

Herkes birbirini tanır herkes birbirini bilirdi, insanın insana olan sevgi ve saygısı sonsuzdu. Esnaf esnafı tanırdı, kasap kasabı, manav manavı, komşu komşuyu tanırdı.

Çok zaman Hıdırlığa çıkan yolu tutardım. Yürürdüm öyle. İlkyazın ilk günlerinde olduğu gibi. Ayaklarım alır beni götürürdü. Faytonların tıkır tıkır seslerini duyardım. Hıdırlık yolunda küçücük bakkal dükkânları önlerinde çekirdek almak, gazete almak için kuyruklar olurdu. Hıdırlığa giderken en çok çekirdek alınırdı bakkallardan en çok da meşrubat. Yıllar öncesinde de pideler yaptırılır, Hıdırlığa o doğa harikası tepeye çıkılırdı.

Hıdırlığa çıktım mı artık bu yemyeşil doğa benim olurdu. Sessiz sakin gibi görünürdü fakat öyle değildi. İçten içe ağaçlar tomurcuklanırdı. İçten içe bir sevgi taşırdı, bir coşku. Doğanın birden patlayacağını birden ağaçların çiçek açacağını bilmezdim. Doğa böyleydi. İlkyaz böyleydi. İnsan da böyleydi.

İlkyaz mevsimine girdik. Yine çiçekler açacak. Mevsimler değişecek. İçimiz çiçek, içimiz bahar. Bugün 22/Mart/2025 evden çıktım, yürüyorum.

Yürüyorum, 1935’lerden bir türkü tutturmuşum “Nisan, mayıs ayları/Gevşer gönül yayları/Çayır çimen bekliyor/Bayanları bayları”

Ilk Yaz Sami Köşe